Şampiyonlar Ligi G Grubu’na ikide iki yaparak başlayan ve gruptan çıkmak için büyük avantaj yakalayan temsilcimiz Beşiktaş’ın 3. ve 4. maçlardaki rakibi Monaco’yu sizler için inceledik.

 

Genel Bilgiler ve Önceki Yıllar

23 Ağustos 1924’te Fransa’nın içinde bulunan özerk Monaco bölgesinde bir spor kulübü olarak kurulan AS Monaco, amatör ve profesyonel statüler arasında geçen yılların ardından 1960’da ilk ulusal kupasına Coupe de France’ı kazanarak ulaştı. Ardından gelen 3 yılda 2 kez Ligue 1’i kazanan ekip, 1978’deki lig şampiyonluğuyla sona eren 15 yıllık dönemi ise birden fazla kez lig düşüp yükselerek buhranlı bir şekilde geçirdi. 1987’de göreve getirilen Arsene Wenger yönetiminde 1988’de Ligue 1’de, 1991’de ise Coupe de France’da mutlu sona ulaşmasının yanında her sezon şampiyonluk adaylarından olan Monaco, 1994’te Arsene Wenger ile yolların ayrılmasının ardından 1997’de Jean Tigana, 2000’de de Claude Puel yönetiminde Ligue 1 şampiyonluğuna ulaştı. 2003’te Ligue 1’i ikinci bitirmesine rağmen mali problemler nedeniyle Ligue 2’ye düşürülseler de daha sonra bu ceza transfer yasağına dönüştü ve Monaco, takip eden 2003/04 yılında Didier Deschamps yönetiminde Şampiyonlar Ligi finaline yükselerek tarihindeki en büyük başarıyı elde etti. 2004 Şampiyonlar Ligi finalinde Jose Mourinho’lu Porto’ya kaybedilmesinin ardından her yıl daha da kötüleşen bir düşüşe geçen ve 2010/11 sezonunu 18.bitirerek Ligue 2’ye düşen Kırmızı-Beyazlılar, 2011 Aralık’ta Rus milyarder Dmitry Rybolovlev’in kulübü satın almasının ardından 2012/13 sezonu öncesi teknik direktörlüğe Claudio Ranieri’nin getirmesiyle 2012/13 sezonunu Ligue 2 şampiyonu olarak tamamladı ve Ligue 1’e yükseldi. 2014/15 sezonu öncesi takımın başına getirilen Leonardo Jardim yönetiminde, futbolseverlerin hafızasında oynadıkları akıcı ve heyecan veren hücum futboluyla hala tazeliğini koruyan efsanevi bir 2016/17 sezonu geçiren Monaco, Ligue 1’i PSG’nin önünde şampiyon tamamlamasının yanında Şampiyonlar Ligi’nde de yarı finalde Juventus’a elenmişti.

Burada Monaco’nun Luis Campos’un sportif direktörlüğünde edindiği, yerine gelen Antonio Cordon’la devam ettirdiği ve kendilerine başarının yanında prestij ve de para kazandıran futbol modellerinden bahsetmek gerekir. Rybolovlev takımı devralıp takım tekrar Ligue 1’e yükseldiğinde her yeni takım sahibi milyarder gibi isimli oyunculara yüksek transfer meblağları ödeyerek başarıya ulaşmayı düşünüyordu ve bu bağlamda Ligue 1’e çıkılan sezon 43 milyon avro’ya Falcao, 70 milyon avro’ya da James Rodriguez ve Joao Moutinho ikilisi alındı. Ancak takım ligi 2.bitirmesine rağmen Fransa’da geçerli yüksek vergi oranları ve düşük TV gelirlerinin yanında Monaco’nun düşük seyirci kapasitesinin bu çarkı çeviremeyeceği, bu şekilde UEFA Finansal Fair-Play kurallarını yerine getirmenin imkansız olduğu anlaşılınca farklı bir anlayış benimsedi ve yetiştirici kulüp sıfatına bürünerek makul fiyatlara aldıkları oyuncuları parlatıp yüksek meblağlara satmaya yöneldiler. Özellikle Ligue 1 içinde çok aktif olan kulüp, Ligue 1 kulüplerinden nispeten ucuza alınan oyunculara Avrupa sahnesinde boy gösterme şansı vererek onları geliştiriyor ve değerlerini bulduklarında elden çıkarmaktan da çekinmiyor. 60 milyona Manchester United’a satılan Anthony Martial 5 milyona Lyon’dan, 57.5 milyona tarihin en pahalı defans oyuncusu olarak Manchester City’e satılan Benjamin Mendy 13 milyona Marsilya’dan, 40 milyona Chelsea’ya satılan Bakayoko 8 milyona Rennes’den transfer edilmişti. 15 milyona Lille’den alınan Sidibe ve yalnızca 4 milyona Caen’den alınan Lemar’ın da astronomik rakamlara transfer yapması kesin gibi. Oyuncu seçiminde öyle bir istikrar yakalamış durumdalar ki 2 yıl önce Saint Etienne’den 5 milyona aldıkları Allan Saint-Maximin’ı hiç oynatmadan sadece kiralayarak 2 yıl sonunda 10 milyona Nice’e sattılar.

Bununla birlikte zamanında Thierry Henry, David Trezeguet, Lilian Thuram ve Emmanuel Petit gibi oyuncuları çıkaran bir akademi birikiminin yanında Avrupa’nın en iyi scouting ağlarından birine sahipler ve hem bölgesel hem ulusal hem de uluslar arası çapta yetenekli genç oyuncuları erken yaşta La Turbie’ye kazandırıyorlar. Layvin Kurzawa ve Nampalys Mendy’i 15 yaşında bölge ekiplerinden Monaco’ya getirdiler. Yalnızca Paris’te 6 scoutları var ve bu scoutlar bölgeyi tarayarak yetenekli isimleri takıma kazandırmaya çalışıyorlar. Monaco Akademisi’nin son harikası, futbol dünyasının yeni heyecan kaynağı Kylian Mbappe’yi bu sayede doğduğu Paris’ten 14 yaşında Monaco’ya kazandırdılar. Bugün Belçika 2.Ligi’nden kulüp alacak kadar ilerlemiş durumda olan Belçika bağlantıları sayesinde de Yannick Carrasco’yu 17 yaşındayken Genk’ten aldılar. Bu noktada Monaco şehrinin düşük nüfusu ve şehirde yaşayanların yüksek gelirli olmasının kulübün scouting yapılanmasını geliştirmek zorunda bırakan bir neden olarak görmek mümkün.

Şampiyonlar Ligi’nde bu sezona Leipzig deplasmanından alınan 1-1’lik beraberlikle başlayan ve ardından içerde Porto’ya 0-3 kaybeden ve uğradıkları bu hayal kırıklığı sebebiyle önümüzdeki 2 Beşiktaş maçını çok önemli gören Monaco, UEFA’nın güncel kulüpler sıralamasında ise 22.sırada bulunuyor.

Monaco iç saha maçlarını, 18.523 seyirci kapasitesine sahip olan ve temsilcimiz Galatasaray’ın Real Madrid ile oynadığı Süper Kupa da dahil olmak üzere 1998’den 2012’ye kadar UEFA Süper Kupa maçlarına ev sahipliği yapan II.Louis Stadı’nda oynuyor. Genellikle Monaco’nun vergi cenneti olmasından faydalanmak isteyen zenginlerden ve turistlerden oluşan şehrin profili nedeniyle bu düşük kapasiteyi bile doldurmakta zorlanan Monaco’nun seyirci ortalaması, şampiyon tamamladıkları geçen sezon Ligue 1’in en düşük ortalamasıydı.

 

Son Maçlar ve Kadro

Sezona ligde 4/4 yaparak başlayan ve ardından geçen sezon olduğu gibi ilk yenilgisini Nice deplasmanında 4-0 mağlup olarak alan Monaco, ligde 9 maçta 6 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 mağlubiyetle 19 puan topladı ve PSG’nin ardından ikinci sırada yer alıyor. Son olarak geçtiğimiz Cuma günü son dakika golüyle deplasmanda Lyon’a 3-2 mağlup olan Kırmızı-Beyazlılar, Şampiyonlar Ligi’ne ise istediği başlangıcı yapamamış durumda ve 2 maç sonunda yalnızca 1 puana sahip.

Geçen sezon yaşadıkları şampiyonluk ve taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan performansları nedeniyle oyuncuları tabiri caizse kapış kapış giden Monaco, beklenildiği üzere kapsamlı bir değişim yaşadı ve geçen yılın ilk 11’inden 4 önemli oyuncuyu (Mendy, Bakayoko, Silva, Mbappe) ve en önemli yardımcı eleman Valere Germain’i kaybetti. Bununla birlikte geçen sezon kadro derinliğine yaptığı katkıyla şampiyonlukta az da  olsa pay sahibi olan Nabil Dirar, Fenerbahçe’ye transfer oldu. Yerlerine alınan ve kiradan dönen genç oyuncular heyecan verici olsalar da ayrılan oyuncuların geçen yıl yarattıkları etkiyi henüz yarattıklarını söylemek zor. Leonardo Jardim hala arayış içerisinde ve ilk 11’ini bulduğunu söyleyemeyiz. Monaco’nun UEFA’ya bildirdiği 24 kişilik kadrosu şu şekilde:

Kaleci: Danijel Subasic, Diego Benaglio*, Seydou Sy, Loic Badiashile.

Defans: Djibril Sidibe, Almamy Toure, Kamil Glik, Jemerson, Andrea Raggi, Jorge, Terence Kongolo*.

Orta Saha: Fabinho, Joao Moutinho, Youri Tielemans*, Soualiho Meite*, Rachid Ghezzal*, Rony Lopes^, Boschilia, Thomas Lemar.

Forvet: Falcao, Stefan Jovetic*, Guido Carrillo, Keita Balde*, Adama Diakhaby*.

*Yeni transfer

^Kiradan döndü

 

Muhtemel Formasyon ve Detaylı Kadro Analizi

Leonardo Jardim’in göreve geldikten sonra 2 sezon boyunca 4-3-3 ve 4-2-3-1’i tercih etse de şampiyon olarak bitirilen geçen sezonun başında 4-4-2 dizilişine geçtiğini görüyoruz. Geçen sezon bu düzeni oturtan ve bu sezon da değişen oyuncu profillerine rağmen bu dizilişten Lemar’ın olmadığı deplasmandaki Leipzig maçı ve geçtiğimiz hafta as oyuncularının çoğunu dinlendirdiği Lyon deplasmanı hariç ödün vermeyen Jardim’in, Beşiktaş ile oynanacak maçlarda da sakatlık veya ceza durumlarının yaşanmaması halinde en ideal 11’ini kurabileceği 4-4-2 dizilişini tercih edeceğini düşünüyoruz. Genç yaş ortalamasını daima koruyan Monaco’nun UEFA’ya bildirdiği kadrosunun yaş ortalaması 24.8 ancak muhtemel 11’de bu sayı 25.5’e çıkıyor.

Kale normal şartlarda Hırvat milli kaleci Danijel Subasic’in olsa da Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk 2 maçın da dahil olduğu Subasic’in sakat olduğu süreçte kaleyi Wolfsburg’dan transfer edilen tecrübeli kaleci Diego Benaglio korudu ve gayet de iyi bir performans gösterdi ancak sonrasında Subasic kaleyi devraldı ve bu maçta da kaleyi Subasic koruyacaktır. Geçen yıl 17 maçta kalesini gole kapatarak Ligue 1’de yılın kalecisi seçilen Subasic, milli takımımıza karşı yaptığı tarzda topu elle kontrol etmede hatalar yapsa ve gerekli güveni vermese de pozisyon bilgisi ve refleksleriyle kaleyi kaplayan, zor gol yiyen bir kaleci.

Jardim’in sağ bek mevkisinde ilk tercihi, geçen sezon yakaladığı çıkış ve bunu istikrarlı bir şekilde korumasıyla Fransa A Milli Takımı’nda Didier Deschamps’ın da birinci tercihi olmaya başlayan Djibril Sidibe. Sol bek de oynayabilen oyuncu, fiziken sağlam görüntüsü ve maç boyu devam eden dinamizmiyle takımının hücumuna büyük katkı veriyor. Savunma konusunda sakarlıklar yapabiliyor ve bu noktada geçen sezon Manchester City deplasmanında yaptığı hatalar akla geliyor. Sidibe’nin yedeği konumundaki genç oyuncu Almamy Toure de fiziği ve hızıyla dikkat çekiyor ve geçen yıla oranla daha fazla fırsat buluyor. Zaman zaman Sidibe’nin forma şansı bulduğu sol bek mevkisinde geçen sezon devre arasında Flamengo’dan transfer edilen genç Brezilyalı Jorge ilk tercih. Benjamin Mendy kadar fizik gücü olan bir sol bek değil. İkili mücadelelerde ve hava toplarında zayıf kalabiliyor. Büyük bir potansiyele sahip olsa da henüz oyun içinde Mendy kadar dominasyon sağlayamayan oyuncunun orta kalitesi ve hücum gücüyse oldukça yüksek. Açtığı etkili ortalarla ligde 7 maçta 2 asiste ulaşmış olmasının yanında hücumdaki aktifliğiyle 2 de penaltı yaptırmış durumda. Yine sol bek mevkisinde kadro derinliği sağlayan yeni transfer Terence Kongolo ise Jorge’den daha farklı bir profilde olan ofansif yetenekleri kısıtlı bir oyuncu ve sezon boyunca stoper rotasyonunda değerlendirilmesi daha olası. Jardim, Kamil Glik-Jemerson tandeminden sezon başladığından bu yana vazgeçmedi ve çıkılan 12 resmi maçın tamamında bu ikiliye yer verdi. Glik’in “eski tip” agresif stoperliği ve lider karakteri ile Jemerson’un modern savunma oyuncusu tipine daha uygun atletik özellikleri birleşince birbirlerinin açıklarını kapayan bu ikili, geçtiğimiz sezon da ligde 33 maça beraber başlayıp şampiyonlukta önemli pay sahibi olmuşlardı. Kongolo ile birlikte stoper rotasyonunda yer alan başka bir oyuncu ise tecrübeli defans Andrea Raggi.

Dörtlü orta sahanın 2 ideal oyuncusunu kaybeden Monaco’nun ideal dörtlüsü şimdilik Rony Lopes-Fabinho-Moutinho-Lemar olarak görünüyor ancak Youri Tielemans’ın uzun vadede Moutinho’nun yerini alacağını ön görmek zor değil. Sağ bekten orta sahaya devşirilen ve Avrupa’nın önde gelen orta saha oyuncularından biri olmayı başaran Fabinho, takımın orta sahadaki kumandanı ve değişmeyen ismi. Tempoyu ayarlayan ve agresif şekilde top kapma mücadelelerine girerek kaptığı topları ileri oynayan yine o. Geçen yılki partneri Bakayoko orta sahada hem fiziği hem temposuyla hem de üstün dribbling kabiliyetiyle adeta orta sahanın motoru gibiydi ancak Moutinho ve Tielemans’ın bu rolde olduğunu söyleyemeyiz. Tielemans defansif yönü nispeten kuvvetli ve özellikle oyunu okuyarak pas arası yapma konusunda yetenekli bir oyuncu olsa da Bakayoko gibi temposu yüksek bir oyuncu değil. Top takımlarındayken fark yaratan bu oyuncular, ‘8’ numara olmalarıyla Bakayoko’yla benzeşseler de daha çok oyun kurulumuna ve topun takımlarında kalmasına yaptıkları katkıyla ön plana çıkıyorlar. Bakayoko profiline daha yakın görünen Soualiho Meite ise henüz çok forma şansı bulamasa da atletizmi ve oyun bilgisi yüksek bir oyuncu. Kanat oyuncularına gelirsek ilk tercihlerin Rony Lopes ve Lemar olduğunu söyleyebiliriz. Müthiş bir sezon geçiren ve adından transfer döneminde sıkça söz ettiren Lemar, takımın en önemli parçalarından biri. Dribbling yeteneği, oyun bilgisi, hızı ve duran toplardan hem direkt hem de dolaylı yoldan tabelaya katkı verebilmesiyle özel bir oyuncu. Sol kanattan çok etkili kesme ortaları da var. Bernardo Silva’nın veliahtı olan ve fiziğinin yanında oyun tarzıyla da onu andıran Rony Lopes de geçen sene kiralık olduğu Lille’de iyi bir sezon geçirmişti. Sol ayağı daha kuvvetli olan oyuncu sağ kanattan içeri kat ederek yüksek oyun görüşüyle gollük pozisyon hazırlayıp şut çekebildiği gibi sıfıra inerek etkili ortalar da açıyor. Lyon’da biten sözleşmesini yenilemeyerek ağustos ayında Monaco’ya imza atan Rachid Ghezzal, müthiş bir dribblingci ve sağ kanattan içeriye yapacağı kat etmeler ve bu dribblingler üzerinden yaratacağı pozisyonlarla Monaco’nun oyun sistemine kolay uyum sağlaması yüksek ihtimal.

Hücumdaki ana eleman hiç kuşkusuz ki Falcao. Kayıp yıllarının ardından geçen sezon kendini bularak Atletico yıllarını hatırlatan yıldız golcü, bu sezon çıktığı 11 resmi maçta 12 gol atıp 1 asist yaparak toplamda 26 gol atan Monaco’nun 13 golünde skora etki etmiş oldu. İki santrforlu sistemde Falcao, pivot santrafor rolünde ve ceza sahası etkinliğiyle bu alanda bitirici rolünü üstleniyor. Yanındaki partneri ise dribbling yeteneği olan ve bolca gezen hızlı bir oyuncu oluyor. Geçen yıl bu rolü Mbappe muazzam bir şekilde yerine getirmişti ve bu sezon bu görevi Lazio’dan transfer edilen Keita Balde’nin üstlenmesi bekleniyor. Mbappe’ye benzer özelliklere sahip, dribbling etmeyi seven, hızlı ve bitiriciliği yeterli düzeyde olan Balde, henüz takıma tam anlamıyla adapte olabilmiş değil ancak ilk 11 çıktığı ilk maç olan Lyon maçında 1 asist yaparak takıma yavaştan ısındığının sinyallerini verdi. Sezon başında Mbappe’ye verilen 10 numaralı formayı, onun ayrılışıyla sırtına geçiren Stevan Jovetic de kalitesini tüm futbolseverlerin bildiği bir oyuncu ancak kariyerinin çoğunluğunda olduğu gibi Monaco’da da sakatlıklar peşini bırakmayacak gibi duruyor. Zira 5 Ekim’de Karadağ ile Danimarka arasında oynanan maçın 20.dakikasında sakatlanarak oyundan alınan oyuncunun temsilcimize karşı forma giymesi şüpheli. Rennes’den transfer edilen 21 yaşındaki Adama Diakhaby şimdiye kadar santrforda kullanılsa da Rennes’deyken, Ousmane Dembele’ye benzer bir profil çizip sağ kanattan içeriye yaptığı dribblingler ve kolay adam geçmesiyle ön plana çıkan bir oyuncu olmuştu. Falcao’nun yedeği olarak değerlendirilebilecek Guido Carrillo da bu sezon henüz ilk 11 başlayamadı ve geldiği günden beri Monaco’da “nöbetçi golcü” görevini yerine getirmekte.

 

Taktiksel Analiz

Hücum

Klasik 4-4-2’lerden ayrılan Jardim’in 4-4-2 düzeninde beklerin hücuma katkısı çok ama çok önemli. Top Monaco’dayken kanat oyuncuları içe deplase olarak kanatta boşluk yaratıyorlar ve bu boşluklar hücum gücü yüksek bek oyuncularıyla dolduruluyor. Beklerin hücuma getirdiği genişlik sayesinde oyun görüşü yüksek kanat oyuncuları 3.bölgede daha serbest bir görüntüye bürünüyorlar ve kanada hapsolmaktansa “half-space” denen bölgelerde konumlanıp daha geniş bir görüş açısına sahip olarak ara paslarla pozisyon yaratma özgürlüğüne kavuşuyorlar. Özellikle önünde sol ayaklı bir oyuncunun oynaması nedeniyle sağ bek Sidibe daha büyük boşluklar buluyor ve Monaco’nun atakları da bu yöne çevriliyor. Monaco hücumlarının %42’si sağ kanattan gelişiyor. Djibril Sidibe, maç başına yaptığı 56.3 pasla Dani Alves’den sonra Ligue 1’de maç başına en çok pas yapan sağ bek. Bek oyuncularının bindirmelerini kanat oyuncularının kısa paslarıyla olduğu kadar stoper ikilisinin ve Fabinho’nun uzun toplarıyla da besliyorlar.

Rony Lopes’in half space’e geçmesi ve Toure’nin bindirmesiyle Lille sol beki karşısında 2v1 durumuna gelen Monaco, Glik’in Toure’nin koşu yoluna attığı uzun topun pozisyonunu alamamış savunmacı tarafından karşılanamamasıyla gole ulaşıyor.

 

Aşağıda Monaco’nun 4-4-2 dizilişiyle çıktığı Porto ve Montpellier maçlarındaki oyuncuların ortalama pozisyonları incelendiğinde beklerin ne kadar önde kaldığı ve adeta bir ön oyuncusu gibi konumlanarak takımın neredeyse 2-4-4’e döndüğü açıkça görülebiliyor.

 

İçe deplase olmuş kanat oyuncuları, yerlerine geçen bek oyuncuları ve geriden ceza sahasına yönelen pivot özellikli Falcao ile tipik bir Monaco hücum yerleşimi.

 

Monaco’nun topa sahip olmaya dayalı bir oyun anlayışı yok. Onlar için önemli olan topun verimli kullanılması. Tabi ki de kadro kalitesi yüksek bir takım olarak topa sahip olma oranları yine %51 civarlarında seyrediyor ancak Monaco’nun esas anlayışı topun en kısa sürede ve en kolay yoldan 3.bölgeye ulaştırılması. Monaco’da Glik’in ortalama pas mesafesi 23, Jemerson’un 21 metre iken Beşiktaş’ın önceki rakibi Leipzig’de bu sayılar Upamecano için 21, Orban için 19’du. Aynı şekilde Subasic’in ortalama pas mesafesi 40 metre iken Gulacsi’nin ortalaması 37 idi.

Yukarıdaki ilk görüntüde topu alan Glik gayet rahat durumda ve aktif baskı altında değilken hemen kafasını ileri çeviriyor ve top almaya gelen Moutinho’yu görmezden gelerek koşu yapan Sidibe’yi arıyor ve ona oynuyor.

 

Ön alan baskısına çok fazla başvuran bir takım değiller ama rakip kaleye çok hızlı gidiyorlar. Kapılan topları direkt oynayarak rakibi eksik bırakmak ve ileride bulunan boşlukları yetenekli kanat oyuncularının dribblingleriyle değerlendirmek temel hedeflerinden. Bu bağlamda uzun toplarla oyunun yönünü değiştirebilen yetenekli orta saha oyuncularının yanında ayağı top yapabilen savunmacıların seçimi tesadüf değil.

Monaco’nun dikine oyununa örnek bu iki görüntüde görüldüğü üzere sol bek Kongolo’nun yerden dikine pasıyla Lyon orta saha hattını geçerek bir anda geride müthiş bir boşluk yakalayan Monaco, Balde’nin Rony Lopes’in savunma arkası koşusunu görmesiyle skoru 1-1’e getiriyor.

 

Bu noktada Monaco’nun kanat oyuncularına, topla buluşmadan önce dribblinge yönelmelerini engelleyecek şekilde hem bek hem kanat hem de orta saha oyuncularından pres gelmesi büyük önem arz ediyor. Nice, Seri’nin dinamizmi sayesinde bunu uygulayarak Monaco’nun kanat oyuncularını devre dışı bırakmış ve maçtan 4-0’lık galibiyetle ayrılmıştı. Falcao hariç ilerideki 4’lü oldukça dinamik ve karar verme yetenekleri de iyi bir grup, buna bek oyuncularının hücumculuğu da eklenince savunma ile orta saha hattı arasında boşluklar bırakabilen temsilcimizin daha da dikkatli olması gerekiyor.

3’ü penaltı olsa da şimdiye kadar buldukları 8 duran top golüyle Ligue 1’de bu alanda lider olan Monaco’da duran toplar çok etkili bir hücum silahı ve bu sebeple de dikkat edilmesi gereken konuların başında geliyor. Marsilya ve Dijon duran top savunmasındaki dikkatsizlikleri nedeniyle skor üstünlüğünü erken Monaco’ya verip geri dönememişlerdi. Özellikle duran toptan erken bir gol yememek çok büyük önem arz ediyor.

Siyah çizgiyle gösterilen 3 oyuncunun ön direğe yaptığı koşular penaltı noktasında bir boşluk yaratıyor ve boşa çıkan Glik’i kontrol etmeye gelen savunmacı Falcao’yu boş bırakınca skor 1-0’a geliyor.

 

 

 

Aynı maçta benzer şekilde yapılan ön direk koşuları Glik’i burada da boşa çıkarıyor ve Polonyalı savunmacı rahat bir kafa vuruşu yapıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Siyah çizgiyle gösterilen 3 oyuncu ön direk koşusuyla rakip oyuncuları üstlerine çekerek Glik’in topla buluşmasını kolaylaştırmaya çalışıyorlar. Ortaların hedefinde hep Glik var ve asıl amaç topu önce onunla buluşturmak.

 

Bununla birlikte Monaco’nun serbest vuruşlarda direkt kaleye etkili vuruşlar yapabilen oyuncuları olduğunu söylemek gerekir. Thomas Lemar ve Joao Moutinho en öne çıkan isimler olsa da geçen sezonki şampiyonluğun habercisi olan Dijon maçında maçı çeviren 2 frikik golüne imza atan Falcao da zaman zaman frikiklerde kalitesini sergiliyor. Endirekt serbest vuruşlarda ise sağ ayaklı oyuncu sağdan, sol ayaklı oyuncu ise soldan frikikleri kullanıyor ve kesme ortalarla penaltı noktasını hedefliyorlar. Kariyerinde ilk penaltısını geçen sezon Dortmund karşısında kaçıran Fabinho penaltılarda genelde topun başına geçerken Falcao’nun da sorumluluk alarak beyaz noktaya geldiği oluyor ancak Falcao geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde kullandığı 2 penaltıdan da yararlanamadı. Gruplarda Tottenham, 2.turda ise City karşısında kalecilere takıldı.

 

Savunma

Monaco top rakipteyken 4-4-2 dizilişine geri dönen bir ekip ve savunma anlayışlarının temelinde orta sahanın ortasındaki ikili arasındaki mesafeyi koruyarak dikine bir pasla bu orta saha hattının kırılmasını engellemek yatıyor. Fabinho-Tielemans ve oynadığı zaman Moutinho, pozisyon sezgisi yüksek ve aralarından pas geçirmesi zor oyuncular.

Oldukça net bir 4-4-2 görüntüsü verilen bu pozisyonda Fabinho ve Moutinho birbirlerine yakın durdukları gibi Montpellierli oyuncunun bütün pas kanalları da kapatılmış durumda.

 

Temsilcimizde orta sahanın birbiriyle oynama alışkanlığı, dikine oynama isteğine sahip ve dikine etkili paslar atabilen oyun görüşü yüksek oyuncuların varlığı bu hattın yerden pasla geçilmesine katkı sağlayabilir ve bu olduğu anda Monaco, oldukça çaresiz bir takıma dönüşerek büyük oranda Glik’in tecrübesine kalabilir. Temsilcimiz topu savunma ile orta saha hattı arasındaki boşluğa geçirebildiği anda ilerideki kaliteli ayaklarıyla pozisyon bulacaktır.

Bu görüntülerde orta sahası kolayca geçilen Monaco, Leipzig savunmacısının topu kafayla karşılamasının ardından tek pasla 3v3 durumda kalıyor ancak Werner, topla buluşmasına rağmen Glik’in başarılı bir şekilde açısını kapatmasıyla etkisiz bir vuruş yapıyor.

 

 

Kaptıkları topları yetenekli ayakları sayesinde hızlıca dikine, kanat oyuncularına aktarıyorlar. Bunun yanında Fabinho’nun nispeten agresif karakteri ve uzun bacaklı fiziğiyle top kapmadaki başarısı rakibi kalelerinden uzak tutan bir başka etken. Maç başına 4.3 top kapmayla bu alanda Ligue 1’de birinci sırada bulunan Brezilyalı oyuncuyu Monaco kadrosunda kaleci ve stoperlerden sonra en defansif nitelikli futbolcu olarak niteleyebiliriz.

Glik-Jemerson birbirini çok iyi tamamlayan bir ikili. Artık uzun süredir birlikte oynuyorlar ve aralarındaki uyum yüksek. Uyumu yüksek bir ikili olarak ofsayt taktiği denemesinde de sıkça bulunuyorlar. Ancak aşağıdaki ilk görüntüde bir santraforu görüş alanında tutan diğerinin ise arkalarında ofsaytta olduğunu bilerek her şeyin yolunda olduğunu düşündükleri durumda top sağ bekin kontrolündeki oyuncuya oynanıyor ve az önce ofsaytta bulunan oyuncu ölümcül bir tehdit haline gelerek topla buluşan oyuncunun asistiyle golle buluşuyor. Beşiktaş’ta Babel’in bu tip sürpriz ceza sahası girişlerini sıkça yapması temsilcimiz adına bir avantaj olacaktır.

 

 

Beklerin ileri çıktığı ve Fabinho’nun da savunmada beklemediği anlarda doğal olarak savunma çizgisini ileri çeken Monaco’da rakip santraforla beraber zaman zaman orta saha çizgisine kadar gelen stoperin geride bıraktığı boşluğu partneri kontrol ediyor. Oldukça basit olan bu savunma kuralını bu ikili başka bir seviyede yapıyor, aralarında yüksek bir uyum var.

 

Marke ettiği santraforla birlikte öne çıkmak zorunda kalan Glik’in yarattığı boşluğu Jemerson kontrol altında tutuyor.

 

 

Bek oyuncularının ileri çıkması onlara hücumda avantaj getirdiği gibi savunmada da dezavantaj getiriyor. Adeta bir sağ açık gibi oynayan Sidibe’nin geride bıraktığı boşluğu eski bir sağ bek olan Fabinho elinden geldiğince kontrol altında tutmaya çalışıyor ancak bu boşlukların bir risk getirdiği açık.

Fabinho’nun da önde kaldığı bu pozisyonda sağ bek Toure’nin dikkatsizliğiyle arkasından gelip önüne sarkan Werner direkt kaleciyle karşı karşıya kalıyor.

 

Monaco kalecisinden dikilen top Leipzig savunmacısınca karşılanıp orta sahaya aktarılıyor ve 3 orta sahayla 4-2-3-1 düzeninde oynadıkları bu maçta bile ileride fazla adam kalıyor ve tek pasta geride eksik yakalanıp topu 10 saniye içinde tekrar kalelerinde buluyorlar.

 

Sonuç

Geçen yılki hücum akışkanlığına henüz ulaşamamış olsa da Monaco’nun geçen sezonu 155 golle tamamlamış bir takım olduğunu unutmamak gerekir. Özellikle ön tarafta dinamik bir ekipler ve tabiri caizse istedikleri zaman gol atabiliyorlar. Bu noktada Marsilya teknik direktörü Rudi Garcia’nın geçen sezon kaybedilen 4-0’lık maçın ardından sarf ettiği “Monaco gözü kapalı oynasa yine gol atardı.”sözleri akıllara geliyor. Geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde City, Dortmund gibi hücum takımlarına karşı alınan etkileyici galibiyetlerin yanında Juventus ve bu sezon da Porto gibi defansif karakteriyle öne çıkan takımlara karşı yaşanan mağlubiyetler, Monaco’nun karakteri hakkında en basit fikirleri bize veriyor. İlk iki maçtan istedikleri sonuçları alamamaları onları önümüzdeki iki maç için ateşleyecek olsa da Monaco’nun temsilcimizin değerlendirebileceği zaafları da bulunuyor. Bu sebeple de iki ekip arasında oynanacak maçların bol gollü ve seyir zevki yüksek maçlar olacağını öngörebiliriz. Temsilcimize başarılar dileriz.